NESEBİ Meçhul Hale Getirilen BAŞÖRTÜSÜ
1960'lı yıllarda başlayan başörtüsü mücadelesi cihad havasında devam ediyordu. O yıllardaki Hatice Babacan ve Şule Yüksel Şenler'i unutmadık. Başörtüsü İslami bir simge idi. Simgelik durumu 28 şubatın hemen sonrasına kadar devam etti. 1986-87 ders yılı ve 28 şubat günlerindeki sıkıntıyı etkili şekilde yaşamıştık. Yetkililer ısrarla başörtüsünü 'siyasi simge' olarak lanse ediyorlardı. Kendileri de aslında bu söyleme inanmıyorlardı ama açıktan İslam diyemiyorlardı. Nihayet serbestlik gelince biz o mukaddes anlamda devamını beklerken başörtüsü yozlaşmaya ve nihayet bilmem ne'ye hevesli hale geldi. Başörtüsü artık İslami simge değil maalesef. Neyi temsil ettiği meçhul halde nesep belirsizliği yaşıyor. Fakültede odamda otururken pür-tesettür bir genç bayan içeri girmişti. Avustralyalı imiş. Tabii ki Müslüman zannettim. Meğer Müslüman değilmiş. Tesettürü bir moda olarak takip ediyormuş.
Bir diğer kesim Müslüman ise başını örtmekle tesettüre girdiğini sanıyor. Baş sıkı örtük. Diğer yerler yapışık birer kumaş parçası. Tam hadis-i şerifte geçen 'GİYİNİK ÇIPLAK' örneği. Evet bunlara sert bir uyarım olsun. Sizler ey kebaptan da şişten de ayıp olmasın diye vaz geçmeyenler! Örtünecekseniz Müslümanca örtünün! Yoksa Tesettürün nesebini bozmayın... Tesettürü adam akıllı öğrenin ve doğru uygulayın. Sakın yanar-döner olmayın! Uyarım Müslümanlara. Müslüman olmayanlara tabii ki tesettüre dair sözümüz yok.
Yazar: Prof. Dr. Orhan ÇEKER
Yorumlar (0)


